Yazarlık Denemeleri 5

Selam millet, nerede kaldığımızı hatırlamıyorum ama en son sanırım toplumlar tarihini anlatmaya çalışıyordum size, sonra sıkılıp bırakmıştım. Toplumun geçirdiği önemli değişimleri bilmenin, bize ne gibi yararları olur? Mesela bi ortamda daha akıllı ve kültürlü bir insan gibi görünebilirsiniz. O kadar…! Başka da hiçbir işe yaramaz!…

Bakkaldan süt alırken adam sana:

  • Ya abi eğer tarım toplumunda kalsaydık ve kadınları bir mal gibi alıp satmaya devam etseydik, daha iyi olmaz mıydı?.. diye sormaz.
  • Poşet vereyim mi? diye sorar.
    Sonra:
  • İki adımlık yol elinde götürsene pezevenk diye içinden geçirir.

Üretim ilişkileri değiştiği zaman, toplumsal yapıda da değişimler olur. Mesela Feodal toplum ilişkileri yaşayan köylüler şehre göç ettiklerinde ve Kapitalist Toplum ilişkileri içine girdiklerinde
“Noluyo laaann”, derler.
“Din elden gidiyor”, derler.
“Kızımız *r.spu olacak”, derler ve bunun gibi türlü türlü ceremeler çekerek Kapitalist Toplum ilişkilerini zamanla içselleştirirler veya içselleştiremez öyle kalırlar.

İçinde bulunduğumuz şu yıllarda sermayeye dayalı ekonominin bittiği ve bilgiye dayalı ekonominin başladığı bir süreçteyiz. Mal yani maddeye dayalı üretim ilişkileri artık bilgiye dayalı üretim ilişkilerine dönüşüyor hatta dönüştü ve buna “Bilgi Toplumu” adını verdiler. Sen uyu… millet neler yapıyor ama sen hala kimin eli kimin cebinde “Acun, Şeyma’ya niye o kadar nafaka verdi?” derdindesin…

Blockchain ile ilgileniyorum bu aralar ve bi kaç gündür beynimde yeni bir çığır açıldı. En son Jacque Fresco’nun Venüs Projesinde böyle hissetmiştim, sen tabi onu da bilmezsin. Burada SEN dediğim zaman, kastedilen toplumun büyük çoğunluğudur. Ondan sonra bu yazar beni anlamıyor diye etrafta dolanırsın mal mal.

Kardeşim ben senin neyini anlayayım söyle bana? Gezegen hiç olmadığı kadar hızla gelişiyor ve eskiden 10-20 yılda olan değişimler şimdi 1-2 yıl aralığına inmiş. Sen bana gelmiş, “Kabağın dolması kızartmasından daha güzel oluyor değil mi?” diyorsun. Kabağın kızartması da güzel, dolması da güzel hatta haşlamasını bile severim ben ama konu o değil.

Brave diye bir tarayıcı çıkarmış Brendın Eich kardeşim. Öyle Brendın deyip geçtiğime bakma adam Mozilla’nın kurucularından ve daha da önemlisi Javascriptin mucidi.

Öyle bakakaldım imlecin yanıp sönmesine bir dakika boyunca ve seninle paylaşmak istedim bu sahneyi. Neden bakakaldım peki? Neden dondum öylece biliyor musun?

Şimdi ben bu Brendını, javascripti, Venüs Projesini falan beni okuyan standart bir ev kadınına nasıl anlatırım… Demişken bu ev kadını örneğinin çok acımasız olduğunu fark ettim. Kahvedeki adamı da eklemeliyim yoksa feministler bana Gang Bang yapabilirler.

“Şimdi web 2.0 diye bişey var teyzecim” nasıl diyebilirim? O kadın bana sormaz mı?

“Sen demin ne güzel Acun, Şeyma diyordun, şimdi birden garip garip konuşmaya başladın. İyi misin çocuğum?..”

“Herkesin işine kimse karışamaz.” Özdeyişiyle bu konuyu kapatıyorum yoksa hiç içinden çıkamayacağız. Gördüğünüz gibi yazar, burada okuyucusunu aslında çok fazla sallamadığını anlatmak istiyor. Ben yazmak istiyorum kardeşim kendimi anlatmak, açıklamak gibi bir derdim var sen bunu okursun okumazsın, beğenirsin beğenmezsin o senin problemin diyor.

Yazarın g*tü kalkmış, diyebiliriz kısaca. Kendini anlatacakmış, bak hele bak. Laflara bak. Tam yazar kesildi başımıza. Ulan sen iki sayfa önce yalakalık yapıyordun, mütevazilik falan yapıyordun hani? Hem sen kıymetli olsan kıymetlisindir zaten, ne bu afra tafra. Bu nasıl bir popülist sevda anlamadım?

Önüne Word sayfası açan başımıza şair, yazar kesiliyor. Ertesi günde toplum beni anlamıyor diye afra tafra. Toplum seni niye anlasın kardeşim, toplumun başka derdi mi yok…

”Millet aç açç.”

Cüneyt Özdemir geldi aklıma ya hastasıyım harbiden. Ne güzel ne temiz bir karakter, takip edin lütfen Youtube dan böyle insanlar kolay yetişmiyor ne yazık ki memleketimizde.

Neyse bu kadar geyik yeter, 1990’lı yıllarda İnternet ilk icat edildiğinde. Sadece girip okuyabiliyorduk ve ekran başından müdahale etme şansımız yoktu. Trene bakar gibi bakıyorduk sitelere işte bu web 1.0 demek. Sonra Javascript ve php gibi diller geliştirildi. Facebook gibi etkileşimli siteler yapılmaya başlandı ve yorum yapmayı, resim yüklemeyi ve dürtmeyi öğrendik. Web artık etkileşimli bir hale geldi işte buna da web 2.0 demeye başladık. Bugünlerde ise Semantik yani akıllı web diye bişey çıkardılar, nesnelerin interneti ama orası kalsın şimdilik.

Yine 600 kelime olmuş ama bu sefer yarım bırakmıycam muhabbeti. Şimdi 600 kelime veya 2 sayfa olunca. İçimden bir his olum bi baştan oku ne yazdın, ne saçmaladın diye beni dürtüyor. Noktalama falan da kullanmıyorsun, tam gaz gidiyon hele bi sakinleş… diye içimden geçiriyorum. En başa dönünce de hiç bişey yapasım gelmiyor.

Aslında bi kuzenim var abi çok güzel olmuş yaz yaz devam et diyen ona şu imla hatalarını düzenle falan desem… Olmaz, çünkü ben o hatalara bakayım derken zaten yeniden bir sürü şey ekleyip çıkartıyorum. Aslında sadece ekliyorum demeliyim, daha doğru olur. Henüz bişeyi sildiğimi hatırlamıyorum. Koskoca 5 günlük yazarım şunun şurasında.

O değilde şimdi ben bunu webde yayınlıyorum ya eski kız arkadaşlarım bunları okumasın ☹. Bi panik kapladı şimdi beni, kim ne düşünür diye kafamı yormuyorum neyse. Kim ne düşünürse düşünsün, ben okuyucularıma posta koymuş adamım kızım sen kimsin! Nokta. Hemi de ünlemlisinden. Al sana bi daha Nokta. Heyt be, alyazmalım, Kadir İnanır gibi hissettim kendimi. Heyt be diye bağırıyordu ya hani.

Biraz mola vereyim dedim, İnstagramda karşıma çıkan şeye bakar mısınız? Bir kez daha boşuna yaşadığımı fark ettim, hiç sormayın gitsin. Dinlediyseniz, üzerine çok fazla konuşmaya gerek olmadığını düşünüyorum. Güzel şeylerin üzerine fazla düşünüp onun büyüsünü bozmama taraftarıyım. Kardeşim gerçekten efsane işler yapmış.

Bir de “Kirpiğin kaşına değdiği zaman” isminde bir parçayı seslendirmiş. Dur o şiiri bulam da yazam size kim yazmış falan beraber bi bakalım.

Nadir Şener Hatunoğlu

Kirpiğin kaşına değdiği zaman,
Bekleme sevdiğim vur beni beni.

Nadir Şener Hatunoğlu

Nadir abimiz yazmış, kendisi öğretmen ve matematikçi, bir çok kitabı ve eseri var. Son derece tatlı bir abimiz. Allah rahmet etsin. Okumak isterseniz otobiyografisini bu adreste bulabilirsiniz. Şiirin devamını da oradan bulabilirsiniz tabi. Emek hırsızlığının bir anlamı yok, durduk yere hepsini kopyalayıp yapıştırmakta toplumsal bir yarar görmüyorum.

Akademik bir bilgi veya toplumun çıkarına olan durumlarda, telif haklarının esnetilmesi diye bir durum söz konusu biliyor musunuz? Bilmiyorsunuz tabi 😊. Bi ara hatırlatında sizi bu konuda bilgilendireyim cahallar. Böyle durumlarda, yani telif haklarının esnetilmesinin gerekmediği zamanlarda. İstiyorum ki okurun kendisi gitsin araştırsın heyecan duysun falan, ama nerdeeee…


Bir Cevap Yazın