Yazarlık Denemeleri 1

Söylenmesi gereken her şeyin, söylendiğini düşünen biri olarak. Kitap yazmaya çalışmak ne kadar saçma bir eylem olsa dahi, anlamı olmayan bir hayata anlam katma çabamı takdir ediyorum. Bir kâğıt bir kalem ve sınırsız bir yalnızlık sahibi biriyseniz, yazmaktan başka çareniz kalmamış demektir. Düşüncelerinizi… yani kendinizi, yazarak gerçekleştirmeye çalışırsınız.

Bilinmesi, toplumun gelişmesine katkı sağlayacak bilgilere yer vermek istediğim. Deneme benzeri bu metinde, aslında tam olarak ne yaptığımı bilmiyor oluşum, sanırım senin de gözünden kaçmadı ☹. Okuyucuya, sen diye hitap etmek ve senli benli olmak, ne kadar doğru olur emin değilim. Fakat diğer türlüsünün, şu an çok saçma olacağını düşünüyorum. Berbat bir giriş olduğundan emin değilim, klasik bir başlangıç olmadığı kesin ama…

Şimdi gel gelelim, bu kitabın içeriğinde neler olması gerektiğine. Aslında Sümerlerden, hatta Göbekli tepeden başlayarak. Dünya Tarihi ile ilgili, bir genel kültür gösterisi yapmak istiyorum ama şu an o kadar mekanik yaklaşacak durumda değilim, ilerleyen bölümlerde o heyecanı hissettiğim zaman, bu çok sevdiğim konulara girmenin muhakkak olduğunu düşünüyorum ve tabi Roma…

Başlangıçta sen değerli okuyucunun… ki ne kadar değerli olduğun aslında tartışmaya çok açık ama yine de, değerli olduğunu düşünerek devam etmek istiyorum. Eminim tanışsak, bir sürü uyuz olacağım özelliğin olurdu ☹. Neyse tamam çok kıymetlisin, sadece bazen ayakların kokuyordur o kadar 😊.

Yazarın dengesizliği ile tanışmanın, senin için çok güzel bir deneyim olacağını düşünüyorum. Mesela, 300 küsur sayfa okuyup bitirdikten sonra, ne kadar zavallı bir adam olduğumu fark etsen, daha mı iyi olacaktı baştan söylüyorum işte!.. Sanırım bu dili kullanarak dilediğim gibi yazabilirim, zaten diğer biçimler içimden gelmediği için, çok saçma olmaz mı?.. Olur diyorsan 0 900 900 …. 😊… Ara beni boya beni geldi aklıma… liseliler bilmez tabi, internetten bakabilirsiniz gençler 90’lı yılların reklamları diye Google amcaya sorun.

Lakin ki öyle değildir, diyerek devam ediyorum. Şimdi arkadaşlar, Bilgi Çağına girdiğimiz şu çok özel geçiş döneminde. Eksiksiz bir “İLETİŞİM” kurulabilmesi için, geri dönüşler olmazsa olmazımız diye kabul edilmeye başlandı. İnteraktif bir metin kaleme almanın hem daha keyifli, hem de daha yenilikçi ve yol gösterici olacağını düşünüyorum. Tabi ben böyle düşünüyorum diye böyle olacağı anlamına da gelmiyor diyerek, ne kadar mütevazı olduğu mu görmenizde de bir sakınca görmüyorum.

O değil de, kitap yazıcam diye böyle muhabbete devam edip size 200-300 sayfa kitliyormuşum ne gülerim var ya 😊. Neyse tamam tamam, söz güzel bi hikâye bulucam ve “Oooo ne kitapmış harbiden” dedirticem size merak etmeyin, biz bu sakalları değirmende ağartmadık gençler. Bu arada dikkat ettin mi bilmiyorum ama başlarken, senli benli konuşan tek kişiye hitap eden yazarımız, daha ilk sayfayı bitirmeden, milyonlara hitap ediyormuş triplerine girdi… İnsanoğlu böyle işte çok çabuk şaşırabiliyor.

İmla hatası olarak gördüğünüz kelimeler aslında bilinçli olarak bırakılmıştır. Dilin canlı olması, evrimi ve her koşul değişimin de değişiyor olmasına da küçük bir örnek olarak, bu kitap tarih sayfalarına, incelenmesi gereken bir metin olarak kalabilir. Doğru veya yanlış! tarihe ve dile bir katkımız olmuş olur. İleride bu konu üzerinde daha örneklemeli ve açıklamalı olarak değinmeyi düşünüyorum. Aslında ileriyi boş ver, şimdi anlatmaya çalışayım. Dil yaşayan bişeydir ve düşüncenin kendisidir. Bizler kelimeler aracılığı ile düşünürüz ve bu nedenle dil çok önemlidir. Dilin doğru kullanılması, yani insanların kendilerini doğru ifade edebilmesi, toplumsal uzlaşı için de çok önemlidir. Aynı zamanda gelecek nesilleri yetiştirecek ve geleceği belirleyecek, temel etkenlerden biri olması ne kadar önemli olduğuna başka bir örnektir.

Şimdi tam burada şöyle bir tartışma ortaya çıkıyor, hangi dil doğrudur?!.. Ortalama her 10 yılda bir değişen, dili kullanma alışkanlıklarımız içerisinde, hangi on yıl en doğrusudur? Cumhuriyetin kurulduğu yıllarda ki İstanbul Türkçesi mi doğrudur, yoksa 70’li yıllarda Ankara veya İzmir’de kullanılan Türkçe mi daha doğrudur? İşte bu soruların sonu gelmeyeceği için en doğru dil, iletişim kurabildiğin güncel ve anlaşılabilir, geri dönüşü olan, yaşayan dildir. Mesela bugün noktalama işaretleri sayılmayan emojiler 10 veya 20 yıl sonra bir zorunluluk olarak ders kitaplarında yerini alacaktır, hiç merak etmeyin. Bugün Microsoft Word programı emoji kullanmaya başladıysa eğer, çok kısa zamanda toplum bunu bir edebiyat eserinde de görmeye hazır olacaktır ve yadırgamayacaktır.

Evet, biz konumuza geri dönelim, kitap yazacaktım. Şöyle bişey düşünüyorum: mesela bir beşinci boyut varlığı olan “Tomi” (pornocu ismi gibi oldu ama olsun) gezegenimizi ziyaret ediyor ve benim içime giriyor ☹. Pis pis güldüğünüzün farkındayım, vazgeçtim Tomi falan yok kimsenin de içine girmiyor, bu konuyu geçelim çoluk çocuk okur kendimizi daha fazla rezil etmeyelim.


Biraz önce yazmış olduğum metni yazar bir arkadaşım ile paylaştım ve fikirlerini almak istedim. Arkadaşımın adı Talia Hamza, dilerseniz kendisini şu instagram hesabından inceleyebilirsiniz… Gördüğünüz gibi hatun değerli taşlar sınıfından bir canlı türü ve aynı zaman da çok zeki, çalışkan ve başarılı biri. Talia ile uzun yıllara dayanan bir dostluğumuz var ve sürekli fikir alışverişinde bulunuruz. Gönderdiğim metni okudu ve “çok başarılı ve sevimli” bulduğunu söyledi.

İnteraktif yani canlı ve katılımcılı bir kitap olmasını istediğimi söyledim, gerçi henüz konuyu bile bulamadım ama yine de yazmak, daha doğrusu bu şekilde yazmak, son derece eğlenceli olduğu için devam ediyorum. Aklımıza şöyle bişey geldi Talia’nın uzun zamandır üzerinde çalıştığı yeni kitabı ile benim bu yazmaya çalıştığım kitabı nasıl birleştirebiliriz? Bir kitabın içine iki hatta daha fazla kitap sığdırabilir miyiz? Dijital bir e-kitap olmasını istediğim için, çok da zor şeyler olmasa gerek diye düşünüyorum. Hatta biraz da resim falan koymalıyım bu kitaba kuru kuru yazmak yerine biraz canlı kanlı olsun. Hey bi dakika neden Talia demişken onu size göstermiyorum ki…

Evet, işte Talia bu… Ne oldu kurudun kaldın 😊. Eee ben sana demiştim ama… Şimdi, henüz yazacak bişey bulamamış olan ben ile Talia’nın uzun zamandır yazdığı kitabına arada sırada bağlanacağız ve sizlerde veya sende bizim bu canlı canlı kitap yazma deneyimimize ortak olacaksın.

Hobi olarak tasarladığım ve kendimce bişeyler paylaştığım, web sitesine de zaman zaman bağlanarak senin yani siz değerli okuyucuların, kitabın gidişatı hakkında ne düşündüğünüzü yorum bırakırsanız eğer öğrenmiş olacağız.

Böylelikle interaktif bir kitap yazma deneyimine, sanırım Dünya’da ilk defa eşlik etmiş olacağız hep beraber. Şu an Talia aradı ve telefondayız ve onun göndermiş olduğu metni aşağıya giriyorum.

Talia’nın Yolladığı Metin

Hissedebiliyor musun havadaki değişimin kokusunu?
Duyabiliyor musun dışındaki seslerin farklılaştığı?
Görebiliyor musun illüzyonun ötesini?
Dokunabiliyor musun, hakikatin ışığına?
Tadabiliyor musun bilgilerin kekremsi tadını?

Şöyle Afilli bir giriş yapayım dedim. Çünkü ileriki sayfalarda sizi bilgi yağmuruna tutacağım. Eee! Önceden hazırlıklı olmakta fayda var. Kaş yapayım derken, kafanızı patlatmayayım. Yok ya! Sanırım bu deyim böyle değildi. Oldum olası ne atasözlerini ne de deyimleri tam anlamıyla söyleyememişimdir. Sözcüklerin başını getirsem de sonu hep uçar gider zihnimden. Sezgilerim, “aynı şeyleri tekrar etme, yeniden yorumla” der gibi derinden avazı çıktığı kadar bağırır ve eski yolları takip etmemem için elinden geleni yapar.
Yerim ben onu!

Çııın!… Çııın!..

Aha! What’s up a mesaj geldi.

Hım! Mesaj Ersin’den gelmiş, ne diyor bakalım.

Ersin’in yazdığı denemeyi okurken ofisimde kahkaha attım. Kahkahalarımın ses frekansı bile kahkaha attı desem yanlış olmaz. Ee! Konu biz ve yaratıcılık olunca, gülmek ve bilgilenmek konusu bonus olarak her an geri dönmeye hazır bekliyor.

Yine Ben

Gördüğünüz gibi Talia oldukça beğenmiş görünüyor ve beni bu kitaba devam etmem için teşvik ediyor. İsterseniz yavaş yavaş ne yazmamız gerektiği üzerine düşünmeye başlayalım. İnsanları güldürmeli ve yazar ile sıcak ve samimi bir bağ kurmalı, bazen de düşündüren bir eser olmasını istiyorum.

Bireyin kendini ifade etme gereksinimi, kendini yeniden inşası için bir zorunluluktur. Toplumsal geri dönüşler ile ifadelerini ve kendini yeniden oluşturan birey sabit kalmayarak devinimin içinde huzur bulabilir. Ya… ne oldu… ben size demedim mi, istediğim zaman son derece entel dantel aklı başında şeyler yazabilirim diye ama siz bana inanmadınız 😊. İnanmayanlar için söylüyorum, inananlar başımın tacı “İnanmayanlar yürüsün gitsin!… Bu Kitap Bizim!” 

devamı…


Bir Cevap Yazın