TELİF HAKLARINI DÜZENLEYEN ULUSLAR ARASI MEVZUAT

Aşağıda öncelikle telif haklarına ilişkin uluslar arası bağlamda ne gibi düzenlemeler olduğu verilecektir. Daha sonra Ulusal düzeyde tarihsel süreç içerisinde telif hakları konusunda ne gibi gelişmelerin yaşandığı tartışılmaya çalışılacaktır.

Uluslararası Düzenlemeler

Uluslar Arası Kuruluşlar

Tablo 2.1 Telif Hakları ile İlgili Kuruluşlar

 

Sözleşmeler

Fikri mülkiyet alanında düzenleyici rol üstlenen uluslararası anlaşmalar sanayi devriminden sonra ortaya çıkmıştır. Dünya sanayi toplumundan bilgi toplumuna evrilirken korunması gereken süjeler (buluş, eser) değişmemiş, yaşanan teknik gelişmeler sayesinde korunma sistemleri değişmiştir. O nedenle uluslararası ve ulusal mevzuat, getirdikleri koruma sistemleri ve yeni koruma araçları, temel ilkeler üzerinde yarattığı etki ve değişiklikler açısından değerlendirilmelidir.

Bir ülkenin hangi koruma sistemine tabi olduğunu belirlemek için o ülkenin hangi anlaşmalara taraf olduğu araştırılmalıdır. Aşağıdaki tabloda telif haklarını düzenleyen uluslararası anlaşmalar ve Türkiye’nin hangilerine ne zaman taraf olduğu belirtilmiştir.

BİLGİ: Uluslararası Sözleşmeler; Uluslararası Hukuk kişileri olan devletlerin ve Uluslararası Örgütlerin, kendi rızaları ile bağlandıkları, kendileri hakkında bağlayıcı hukuk kuralları yaratan metinlerdir. Sözleşmeler, Uluslararası Hukuk’un temel kaynaklarındandır.

Tablo 2.2 Telif Haklarına İlişkin Önemli Çoklu Sözleşmeler

 

Kaynak: Nal, T., (2000)

Uluslararası çok taraflı sözleşmeler ile üye ülkelerin yerel hukuklarında aynı seviye ve şekilde koruma sistemi oluşturulmasına yönelik bir amaç gerçekleştirilememişse de her sözleşme fikri mülkiyete temel oluşturacak ilkelerin oluşmasına katkıda bulunmuştur. Bu ilkelerden her biri eserin uluslararası düzeyde daha iyi bir koruma sağlamıştır.

Uluslararası sözleşmelerin bir kısmı ilk imza tarihinden sonra devletlerin iç hukuklarındaki gelişmelere göre birden çok defa önemli revizyonlara uğramış, bu revizyonlar sözleşmenin güncellenmesini, akit devletler arasında korumanın güçlenmesini ve aynı seviyede olmasını sağlamıştır. Burada dikkat edilmesi gereken husus her revizyon ayrıca imzaya açılır ve ilk imzadaki bütün devletler revizyon metnine katılmamış olabileceği gibi yeni bir devletin de revizyon metnini imzalayabilecek olmasıdır.

Bern Sözleşmesi

Edebiyat ve sanat eserlerinin korunmasına ilişkin Bern Sözleşmesi 9 Eylül 1886 tarihinde on bir devlet arasında Paris’te imzalanmıştır. Bern Sözleşmesi’ne 1967 yılında eklenen önsözde de belirtildiği gibi sözleşmenin amacı üye ülkelerde eser sahiplerinin eserleri üzerindeki haklarının mümkün olduğunca etkili ve uyumlu bir şekilde uluslar arası düzeyde korunmasıdır. Bu amaca ulaşmak için üye devletlerin milli hukuklarında düzenlemeleri zorunlu olan asgari (minimum) hakları düzenlemiş olan sözleşme, üye ülke sayısını arttırarak üye ülkelerde etkin korunmanın en azından belirlenen asgari haklar çerçevesinde sağlamaya çalışmıştır. Bern Sözleşmesi’inde asgari haklar ilkesinin yanında karşılıklılık ilkesi ve eşit işlem ilkesi de benimsenmiştir.

Uluslar arası düzeyde telif hakları hukuku korunmasının çatısını oluşturan, bugün dahi alanındaki en temel belge olma özelliğini korumuş bir düzenlemedir. Sözleşme, kendisinden sonra imzalanan bütün uluslararası sözleşmelere de esas teşkil etmiştir.

Bern Sözleşmesi, 1886 tarihinde Paris’te imzalanmasının ardından 1908 yılında Berlin’de, 1914 yılında Bern’de, 1928 yılında Roma’da, 1948 yılında Brüksel’de, 1967 yılında Stockholm’de, 1971 yılında Paris’te, revize edilmiştir. Günümüzde kullanılan metin 1979’da tadil edilen Paris metnidir. Türkiye, 1952 yılında Bern Konvansiyonu’nun Brüksel metnine katılmış; 1995 tarihinde ise 1979 tarihli Paris metnine katılımın onaylanmasına dair Kanunu kabul etmiştir.

TRIPs Sözleşmesi

Fikri ve sınai mülkiyet haklarının uluslar arası boyutu göz önünde bulundurularak uluslar arası korumanın tüm devletlerde aynı seviyede ve tam olarak sağlanması ihtiyacını karşılamak için Sahte Mal Ticareti Dahil Ticaretle Bağlantılı Fikri Mülkiyet Hakları (TRIPs) Sözleşmesi 1994 yılında Dünya Ticaret Örgütü’nün (DTÖ/WTO) kurucu anlaşmasının “mütemmim cüzü” olarak kabul edilmiştir. Aynı zamanda Gümrük Tarifeleri ve Ticaret Genel Sözleşmesi’ne (GATT) ve DTÖ’ye üye ülkelerin hepsinin yürürlük tarihinden itibaren bir yıl içinde TRIPs Sözleşmesi’ni uygulamaya koyma mecburiyeti getirilmiştir. Hiç şüphesiz ki bu mecburiyet TRIPs’in etki alanını Dünya Fikri Mülkiyet Örgütü’nün etki alanından daha geniş bir noktaya taşımıştır.

Sözleşme, telif hakları, ticari markalar, coğrafi işaretler, tasarımlar, patentler, entegre devre tasarımları, ticari sırlar ve açıklanmamış bilgiyi kapsamaktadır. DTÖ’nün kurucu anlaşmasına ek niteliğinde düzenlenen bir metin olarak temel amacının uluslararası ticaretin önündeki engellerin azaltılması ve kaldırılması, fikri mülkiyet haklarının uygulamada serbest ticarete engel oluşturmamasının sağlanmasının olduğu belirtilmelidir. TRIPs, bu amaca hizmet eden, oluşturduğu fikri mülkiyet hakları koruma sistemi açısından bugüne kadar düzenlenmiş en kapsamlı uluslararası metindir. Diğer uluslararası düzenlemelerin korumaya dair tüm esaslarını kabul etmekle birlikte onlardan daha geniş bir koruma sistemi oluşturmaktadır. Ayrıca üye ülkeler arasındaki olası ihtilafların çözümüne yönelik hükümler içermektedir. Bu özelliklerinin yanında TRIPs diğer uluslararası sözleşmelere kıyasen iki farklı özellik taşır:

  1. Düzenlenen hakların tanınması ve korunması hususunda üye ülkelerin uluslar arası nitelikte bir taahhüt altında bırakılması,
  2. Bu taahhüdü yerine getirmeyen ülke için yaptırım mekanizması oluşturulması.

Anılan özelliklerle sayesinde TRIPs, devletlerin fikri mülkiyet hakları için oluşturdukları koruma sistemlerini kendi normlarına yaklaştırarak, her uluslararası sözleşmenin ulaşmak istediği, devletlerin milli hukukları arasında yeknesaklık sağlanması amacına daha fazla yaklaşmıştır. Anılan özelliklerinin yanında yukarıda belirtilen uygulama şartı ve düzenlediği hakların kapsamı bakımından denilebilir ki TRIPs etki alanı en geniş olan uluslar arası sözleşmedir.

Türkiye DTÖ’nün kurucu üyelerindendir ve TRIPs Sözleşmesi’ne kuruluş aşamasında taraf olmuştur. Hükümlerini uygulamaya ise 2000 yılında başlamıştır.

TRİPS m. 61’de, üye ülkelerin fikir ve sanat eserleri üzerindeki hakları ile sınai mülkiyet haklarının ihlali halinde, üye ülkelere caydırıcı ve işlenen suçun ağırlığı ile orantılı cezai yaptırım uygulama yükümlülüğünün getirilmiş olması FSEK’te düzenlenen cezai hükümlerin de değiştirilmesini sağlamıştır. FSEK m. 71’in başlığı TRİPS m. 61’deki yükümlülük nedeniyle “Manevi, mali veya bağlantılı haklara tecavüz” olarak değiştirilmiştir. Bu değişiklik 23.01.2008 tarih ve 5728 sayılı Kanunun 138. maddesi ile değiştirilmesiyle gerçekleşmiştir. Böylece farklı maddelerde düzenlenmiş olan mali, manevi ve bağlantılı haklara tecavüz suçları bu değişiklikle tek bir madde şeklinde 71. maddede düzenlenmiştir (Bayındır, 2014).

WIPO İnternet Sözleşmeleri

Dünya Fikri Mülkiyet Örgütü (WIPO) İnternet Sözleşmeleri iki önemli ve temel teşkil eden sözleşmeden oluşur:

WIPO Telif Hakları Sözleşmesi (WIPO Copyright Treaty – WCT)

WIPO İcracılar ve Fonogramlar Sözleşmesi (WIPO Performance and Phonograms Treaty – WPPT)

WCT ve WPPT Sözleşmeleri 20 Aralık 1996 tarihinde 178 ülkenin katılımıyla gerçekleşmiş ve 30 ülkenin onayı ile 2002 yılında yürürlüğe girmiştir. Sözleşmelere tüm AB’ye üye devletlerin yanında AB’nin kendisi de taraftır. AB sözleşmeleri uyarlama ve uygulama yükümlülüğünü 2001 yılında Bilgi Toplumu Yönergesi (2001/29/EG) ile yerine getirmiştir.

BİLGİ: Dünyada dengeli ve ulaşılabilir bir fikri mülkiyet sistemi oluşturabilmek ve yönetebilmek için oluşturulmuş uluslararası kuruluşların en başta gelenlerinden biri, Dünya Fikri Mülkiyet Örgütüdür.

Sözleşmeler nitelik itibarıyla Bern Sözleşmesi’nin günümüze, bilgi çağına göre revize edilmiş halidir ve devletlerin dijital gelişmelere verdiği hukuki tepkidir. İnternet Sözleşmeleri olarak anılmalarının nedeni de budur. Bilgi toplumunda yaşanan dijital gelişmelerin telif hakları hukukunda ve bağlantılı haklarda yaratmış olduğu risklerin dengelenmesi ve yeni çağa uygun koruma sisteminin uluslar arası düzeyde oluşturulması amacını taşır. Bu özellikleriyle diğer uluslar arası düzenlemelerden ayrılır. Sözleşmelerde güncel hukuki problemlere verilen cevaplar AB düzeyinde de kabul görmüş ve dijital alanda hukuki çözümler arama çalışmaları için başlangıç teşkil etmiştir.

Çoklu Sözleşmelerle Ortaya Çıkan Temel İlkeler

Uluslar arası nitelikteki çoklu sözleşmelerin 1886 yılından günümüze kadar olan süreçte devletlerin milli hukukları arasında yeknesaklığın sağlanarak telif hakları koruma sistemleri arasında asgari bir standardın sağlanması çabası aşağıdaki temel ilkelerin oluşmasına neden olmuştur, bu ilkelerin ortaya çıkması tamamen bu çabanın bir sonucudur. Belirtilen ilkeler telif hakları hukukunun olmazsa olmaz ilkeleridir ve ortaya çıkmaları tamamen bu çabanın bir sonucudur. Uluslararası nitelikteki başlıca ilkeler şunlardır:

  • Ülkesellik İlkesi
  • Eşit İşlem İlkesi
  • Karşılıklılık İlkesi
  • Asgari (Minimum) Haklar İlkesi
  • Herhangi Bir Formaliteye Tabi Olmama İlkesi
  • Tükenme İlkesi

Ülkesellik İlkesi

Fikir mülkiyet hakları ülkesellik ilkesi uyarınca, her devletin ülke sınırları içinde ve kendi düzenlemelerine göre korunmaktadır. Bu düzenlemeler hak sahiplerine sadece kendi ülkesindeki ihlallerde ülkesindeki kurallara göre hukuk yollarına başvurma hakkını verir. Avrupa Patenti, Avrupa Birliği Patenti, Topluluk Markası gibi AB düzeyindeki düzenlemeler ülkesellik ilkesinin aksine fikri mülkiyet sahibine belirli bir bölgede ülke sınırları olmadan yeknesak koruma sağlamayı amaçlamaktadır.

Eşit İşlem İlkesi

Yabancıya yerli hak sahibiyle eşit şekilde işlem yapılmasını öngören ve bu şekilde yabancı eser sahibine, yerli eser sahibinin ülkesinde yararlandığı haklarla eşit imkanlara sahip olmasını sağlayan ilkedir.

Karşılıklılık İlkesi

Yerel düzenlemelerle o ülkenin vatandaşı olan fikri mülkiyet hak sahiplerine sağlanan korumanın iki ülkenin karşılıklı olarak birbirinin vatandaşı olan hak sahiplerine tanımalarına karşılıklılık ilkesi denir. Bu ilke gereği AB’ye üye ülkenin vatandaşı olan hak sahipleri tüm AB ülkelerinde aynı korumaya sahiptir. Eşit işlem ilkesi ve karşılıklılık ilkesi birbirini tamamlayan haklardır.

Asgari (Minimum) Haklar İlkesi

Uluslar arası sözleşmelerde yer alan ilkelerden eşit işlem ilkesi ve (minimum standartlar ve koruma sağlayan asgari haklar ilkeleri arasındaki fark, eşit işlem ilkesinin yabancıyı vatandaş gibi, asgari hakları ilkesinin gerektiğinde yerel düzenlemeleri de aşarak uluslar arası sözleşme düzeyinde koruma sağlamalarıdır.

Bir uluslar arası sözleşmenin asgari haklar ilkesini benimsemiş olması halinde burada kastedilen haklar: eser sahibinin manevi hakları, çeviri hakkı, çoğaltma hakkı, yayın, temsil, radyo ile yayın ve temsil ve son olarak işlenme hakkıdır.

Avrupa Birliği’nin bu konudaki genel eğilimi, telif hakları için AB sınırları içinde asgari müşterekte birleşen bir koruma standardı oluşturma yönündedir. AB sınırları içinde standardın oluşturulması amacına yönelik yönerge ve tasarılar çıkartmaktadır. AB’nin 2001 yılında telif hakları ve bağlantılı hakları bilgi çağına intibak ettirmek için çıkartmış olduğu Bilgi Toplumu Yönergesi’nden sonra 2015 yılında AB dijital ortak pazarı için stratejileri belirlediği belgeyi (COM (2015) 192 final) yayımlamıştır. Aralık 2015’te ise AB Komisyonu, modern bir AB telif hakları hukuku reformu için gerekli adımları gösteren bir bildiri (COM (2015) 626 final) hazırlamıştır. Son olarak Eylül 2016’da Dijital Ortak Pazarda Telif Hakları Yönerge Tasarısı (COM (2016) 593 final) düzenlemiştir.

Bu düzenlemeler ile hedeflenen sadece üye ülkelerin yerel mevzuatını AB hukuku düzleminde uyumlu hale getirmek değildir. Bunun yanında AB yasa koyucusu, analog dünyaya ait telif hakları koruma sistemini dijital dünyaya uyarlanmak, böylece eseri günümüzde ve gelecekte korumak istemektedir.

AB Gümrük Birliği’nde oluşturulan hukuki düzenlemelerin etki alanı sadece üye ülkelerin oluşturduğu ortak pazar ile sınırlıdır. AB ile diğer devlet arasında özel bir sözleşme yoksa üye ülkeler diğer devletlerle kendi hakimiyet alanına ve kendi milli hukuklarına göre hukuki ilişki içerisinde olacaklardır. Bu nedenle anılan yönergelerin milli hukuka uyarlayacak olan muhatabı AB’ye ve AB Gümrük Birliği’ne üye ülkelerdir.

 

Şekil 2.2 AB Gümrük Birliği’nde Hukuki Düzenlemelerin Etki Aları

Bir Cevap Yazın