Kompozisyonda Plan Nedir?

Fransızcadan alıntı olan plan “bir işin, bir eserin gerçekleştirilmesi için uyulması tasarlanan düzen” anlamındadır (TDK, 2011a: 1932). Kompozisyonda plan, konunun nasıl ve ne ölçüde işleneceğinin; görüşlerin, düşüncelerin hangi sırayla ele alınacağının adımlarıdır. Plansızlık her işte olduğu gibi kompozisyonda da düzensizliğe, dağınıklığa sonuçta da başarısızlığa yol açar. Plan, yazacaklarımızı belirlememize, önem derecesine göre sıralamamıza yardımcı olur. Planlama ile gereksiz ayrıntılardan, tekrarlardan kaçınırız.

BİLGİ: Plan, yazar için yazmayı kolaylaştırdığı gibi, okur için de okumayı kolaylaştırır ve okur ile düşünce bağının tez kurulmasını sağlar.

Plan Türleri

Konunun özelliğine, işlenecek ana düşünce ve yardımcı düşüncelerin niteliğine, kullanılacak örneklere, anlatım biçimine göre kompozisyon yazmada üç tür plan uygulanabilir:

  • Olaya dayalı plan
  • Düşünceye dayalı plan
  • Duyguya dayalı plan

Bir veya birkaç olayı konu edinen yazılı anlatım türlerinde olaya dayalı plan uygulanır. Bu tür planlarda olaylar, gerçekleşme anına ve sebep sonuç ilişkisine göre yazı içerisinde değerlendirilir. Ancak olaylarla anlatılanlar arasında bir bağ kurulmalı, ana ve yardımcı düşüncelerle olaylar bütünlük göstermeli, birbirini desteklemelidir. Bu tür planlarda genellikle kişi, yer, zaman, olay ve bir ileti aranır. Sanatsal yazıların yanı sıra anı, gezi, günlük gibi düşünce yazılarında uygulanan bu plan, herhangi bir soruna veya olguya değinirken de kullanılabilir. Özellikle yaşanmış, tanık olunmuş olaylardan düşüncelerin desteklenmesinde yararlanılabilir. Ancak bu durumda düşüncelerle olayların bütünleşmesi gerekir.

DİKKAT: Genellikle öykü, roman, tiyatro eseri gibi sanatsal yazıların hazırlanmasında olaya dayalı plan uygulanır.

KİTAP: Yazınsal metin oluşturma sürecine ilişkin kapsamlı bilgi edinmek için Yazar Olabilir miyim? Yaratıcı Yazarlık Dersleri adlı kitaptan yararlanabilirsiniz. (Gümüş, S. İstanbul: Notos Kitap Yayınevi, 2012)

BİLGİ: Tümevarım, özel olay ve durumlardan genel yargılar elde etme yöntemi olarak ifade edilebilir.

Tümdengelim, genel yargılardan, ilkelerden özel yargılara, ilkelere ulaşmaktır. Tümdengelimde benzer olaylardan, benzer bilimsel gerçeklerden hareket edilerek yeni gerçeklere, sonuçlara ulaşılır.

Bakış açısının egemen olduğu, düşüncelerin işlendiği, kavramların ve sorunların tartışıldığı yazılarda düşünceye dayalı plan uygulanır. Konunun ele alınışında esas düşüncedir. Bir sav, çeşitli düşüncelerle desteklenerek açıklanmaya çalışılır. Düşüncelerin birbirini destekleyecek ve birbiriyle çelişmeyecek nitelikte olması, bir bütünün parçalarını oluşturması gerekir. Düşüncelerin ele alınışında tümevarım yöntemi uygulanabileceği gibi tümdengelim yöntemine de başvurulabilir. Her iki yöntemde de planın aşamaları bütünlüğü bozmamalı, düşünceler ve kanıtları bir düzen içerisinde yer almalıdır. Bu tür planlarda konu, ana düşünce, yardımcı düşünceler, bakış açısı gibi ögelere yer verilir.

DİKKAT: Makale, konferans, araştırma gibi bilgilendirici metinlerin hazırlanmasında düşünceye dayalı plan uygulanır.

Belirli nesne, olay veya bireylerin iç dünyamızda uyandırdığı izlenimlerin, heyecanların egemen olduğu, betimlemelerimizin yer aldığı yazılar duyguya dayalı plan ile yazılır. Duyguların egemen olduğu yazılarda, karşılaştığımız olayların hayal dünyamızda bıraktığı izler, bizde uyandırdığı düşünceler egemendir. Olaylar karşısında insanların tavırları, tepkileri farklı olduğu gibi duyguları da farklıdır. Bir olay kimilerini duygulandırırken kimilerinde hiçbir iz bırakmaz. Önemli olan kompozisyonda bu duyguların okuyucuda iz bırakacak bir biçimde işlenmesidir. Yazının sonuna doğru duyguların yoğunluğunun artırılarak okuyucunun etkili bir sona hazırlanması, kompozisyonun başarıya ulaşmasını sağlar.

DİKKAT: Duyguya dayalı plan, bazı kaynaklarda şiirle özdeşleştirilir ve bu tür planda, şiirin konusu, teması, şiirde işlenen duygular, söz sanatları, nazım türü gibi ögelerin yer alması beklenir.

Planın Bölümleri

Bir düzen içerisinde tasarlanan ve planlanan yazılar giriş, gelişme ve sonuç bölümlerinden oluşur. Bu bölümler kompozisyonda başlıklarla ifade edilmez, ancak uygulanan plan ile okuyucu konunun sunuluşundan tartışılmasına ve ana düşünceye ulaştırılmasına kadar âdeta bir yolculuğa çıkarılır.

Giriş, yazının başlangıç bölümüdür. Konunun ana hatlarıyla ele alındığı bu bölüm, özellikle düşünceye dayalı yazılarda kısa tutulur. Sorunun ortaya konuluşunda, belirlenen yardımcı düşüncelerden okuyucunun ilgisini çekecek olanı burada ele alınır. Giriş bölümünün olabildiğince etkili yazılması, okuyucuyu yazıya bağlayacaktır. Bu nedenle, kompozisyonun başarısında giriş bölümünün payı büyüktür.

DİKKAT: Olaya dayalı planlarda giriş bölümüne serim de denir.

Yazıya öyküleme yaparak başlamak okuyucunun ilgisini çekebilir. Okumak başlıklı denemesine Hasan Âli Yücel (TDK, 2011b: 60) şöyle başlıyor:

Kültürü çok geniş değerli bir dostum geçen gün bana diyordu ki:

– Artık benim için yeryüzünde bir tek eğlence kaldı: Okumak. Ne içkiden ne danstan ne toplanmalardan hiçbir şeyden tatlı bir duygu alamıyorum. İnsanlardan kaçan yabani bir mahluk oldum.

Bu duyuş, belki bir sinir bozukluğundan geliyor. Yalnız doğru bir tarafı var ki o da bu dostumun her tatlı duyguya karşı taş gibi donuk ve soğuk kaldığı hâlde okumaktan kendini alamamasıdır. Demek kültürlü bir insan için; düşünen, anlayan, öğrenmek isteyen bir kimse için her eğlence geçebiliyor, yalnız okumak kalıyor.

Öyle ise okumak nedir, nasıl bir iştir ki böyle sürekli ve kolay ölmeyen bir tadı var?

Yazar anlattığı bu kısa olayla konuya giriş yaparken bir soru ile okumanın ne olduğunu tartışmaya açıyor. Böylece okuyucuyu bir soru ile yazıya bağlayarak gelişme bölümüne geçiyor.

Bir alıntı ile yazıya başlamak da sıkça başvurulan yollardan biridir. Mehmet Kaplan devleti ele aldığı yazısına başlığın hemen altında yer verdiği bir Türk atasözü ile söze giriyor ve alıntıyla başlayan bu giriş yine bir soru ile gelişme bölümüne geçişi sağlıyor (TDK, 2011b: 232):

Ya devlet başa ya kuzgun leşe.

Atasözleri gerçekçidir. Sınırlı da olsa bir gerçeği apaçık belirtirler. Yukarıdaki sözde devlet kelimesi, politik ve sosyal bir mana taşımaktan ziyade zorla ulaşılan yüksek mevki, saadet manasına gelir. Devlet kurucularının içten hangi duygu ile hareket ettiklerini nereden bilebiliriz?

BİLGİ: Gelişme bölümü, okurun merakını ve okuma isteğini artıracak biçimde yazılmalıdır.

Yazıya doğrudan doğruya bir soru ile başlamak da mümkündür. Suut Kemal Yetkin Canım Kitap başlıklı denemesine bugün de karşılaşabildiğimiz bir soru ile başlıyor (TDK, 2011b: 139):

“Issız bir adada yapayalnız yaşamak zorunda kalsanız hangi romanları yanınıza alıp götürürsünüz?” sorusu bir zamanlar Fransa’da anketçilerin pek hoşlandığı bir konuydu. Bu romanlar anketçisine göre ya Fransız ya da dünya edebiyatından alınırdı.

Bu tür girişler okuyucuyu yazının içine çeker ancak okuyucunun ilgisini sürekli kılabilmek, yazının gövdesini oluşturan gelişme bölümünde izlenecek yola bağlıdır.

DİKKAT: Yazıya ilgi çekme bölümü olan giriş, çoğu kez bir paragraftır. Bazen iki, üç paragraf da olabilir.

Gelişme, konunun türlü yönlerden açılıp genişlediği, zenginleşip olgunlaştığı bölümdür. Yardımcı düşünceler bu bölümde ele alınır. Konuyu açık ve anlaşılır bir biçimde çeşitli yönleriyle ortaya koyacak yardımcı düşünceler, okuyucuyu ana düşünceye adım adım ulaştıracak birer basamak niteliğindedir. Bu bakımdan her kompozisyonda gelişme bölümünün uzunluğu değişir. Yardımcı düşüncelerin sayıca fazla olduğu konularda gelişme bölümü de buna göre uzun olur. Yardımcı düşüncelerin ayrı ayrı paragraflarda işlenmesi uygun bir yöntemdir. Konuyla ilgili örnek verilecekse yeri gelişme bölümüdür.

Şiirsiz Dünya Hayali adlı yazısına Victor Hugo’nun bir sözüyle başlayan Peyami Safa, gelişme bölümünde konuyla ilgili düşüncelerini sıralayarak, bu düşüncelerini pekiştirecek örnekler getirerek gelişme bölümünü oluşturuyor (TDK, 2011b: 83-84):

Güzel sanatların ölümü estetiğin, psikolojinin ve felsefenin de hayatını tehlikeye sokacaktır. Baştan başa maddeye bağlı bir değerler sistemi içinde ahlâkın uğrayacağı inkılâp, dostluğu bir alış veriş, aşkı bir cinsî ticaret, aileyi -kalırsa- bir şirket hâline sokacak, bütün hayır ve fazilet duygularını, merhamet ve şefkati ortadan kaldıracaktır.

Dünyamızın böyle bir geleceğe doğru yöneldiği korkusunun veya ümidinin değeri var mıdır?

Sırf tabiat ve madde planına irca edilmiş bir insan hayatı bir hayvan hayatı olur. Aradaki fark, hayvanın tabiî sevki (iç güdüsü) yerine tekniğin kaim olmasıdır. O zaman insanı “teknik bir hayvan” diye tarif etmek lâzım gelecektir.

İnsan daha demir devrinde iken silâhının kabzasına kuş ve çiçek resimleri kazıyordu. Bu süs faydasızdı. Silâhın atım ve isabet gücünü artırmıyordu. Ancak silâhı atanın manevî gücüne bir şey kattığı için süsün faydalı olduğu söylenebilir. Fakat bu faydanın şartı insanın güzellikten zevk almasıdır. Yani güzellik duygusu faydadan önce gelmektedir. İnsanı hayvandan ayıran fark da budur. İnsanın ilkel davranışlarında da faydayı aşan bir idealin hâkimiyeti göze çarpıyor. Güzelliğe karşı bu meyil zamanımıza kadar, en büyük sanatları yaratarak devam etmiştir. Bugün en maddî ihtiyaçlara cevap veren endüstri mamullerinde bile kendine göre bir zarafet arıyoruz. Estetik duygu maddî hayatımızın her parçasında saltanat sürmektedir. Suyu bile zarif bir bardaktan içmeyi tercih ediyoruz. Güzelliğinden tecrit edilmiş bir dünyada insanın yaşama ve yaratma zevkini kaybedeceği, bu yüzden teknik icatlardan aciz kalacağı muhakkaktır. Çünkü bu icatlar da hayale muhtaçtırlar. İnsan muhayyilesini kurutan bir teknik bindiği dalı kesmeye mahkûm demektir.

DİKKAT: Olaya dayalı yazılarda gelişme bölümüne düğüm de denir.

Sonuç, yazının bitiş bölümüdür. Giriş bölümünde ortaya konulan, gelişme bölümünde çeşitli düşüncelerle açıklanan konuda son söz, bu bölümde söylenir. Hiçbir yoruma meydan vermeyecek biçimde açık ve anlaşılır yazılır. Düşünceye dayalı anlatımlarda bu bölüm, ana düşüncenin ifade edildiği yerdir.

DİKKAT: Sonuç, olaya dayalı anlatımlarda çözüm olarak da adlandırılır.

Hasan Âli Yücel, giriş ile ilgili bilgiler verdiğimiz bölümde alıntıladığımız Okumak başlıklı yazısını şu sözlerle sonlandırır:

Yalnızlıkta, dost ve arkadaş yokluğunun yerini ancak kitap tutabilir. Bulabildiğiniz kitabı yazan, sizin bu tek başına kaldığınız anda konuşabileceğiniz tek arkadaş değil midir? Yazık okumaya alışmamış, onun tadını alamamış olanlara. Onlar, ıssız bir âlemde, yapayalnız yaşayan mahkûmlardır.

Duyguya dayalı anlatımlarda ise gelişme bölümünde içten gelenler ele alınırken okuyucu giderek artan bir duygu yoğunluğu içerisinde sonuç bölümüne ulaştırılır.

İstanbul üzerine duygularını Buzlu Camın İstanbul’u başlığıyla dile getiren Sezai Karakoç, sorularla başladığı yazısının gelişme bölümünü İstanbul ile ilgili duygu ve düşünce yoğunluğu ile sürdürüyor. Sonuç bölümünde ise yazının başlığındaki “buzlu cam” araya giriyor ve bir duygu yoğunluğu ile yazı sona eriyor (TDK, 2011b: 359-360):

İstanbul’un farkında mıyız?

İstanbul’un bir deniz gibi hangi fikri, hangi aşkı, hangi anlamı, hangi rüyayı meddücezirlendirdiğinin farkında mıyız?

Fatih, Şehzadebaşı, Bayazıt, Süleymaniye, Sultanahmet, Ayasofya, Nuruosmaniye Camileri, Yenicami, Yeraltı Mescid-i Şerifi, Kapalıçarşı ve Mısır Çarşısı, Topkapı Sarayı ve Galata Kulesi… Cami önlerinde canlı ve kanatlı mümin yüreklerinin katarı hâlinde güvercinler. Bu güvercinler denizlerin karaya mesajlarıdır. Bir caminin önünde birden kalkan güvercinlerin yerden bir metre yukarıda bir denizi havalandırdıklarını, sırtlarında küçük bir Akdenizi taşıdıklarını görür gibi olmaz mıyız?

İstanbul’da deniz yumuşak bir anne gibidir. Bir elhamradır İstanbul’da deniz. Denizlerin elhamrası, güzel Helenası. Deniz İstanbul’da çıkartma yapmak için kıyıya koşan İkinci Dünya Savaşı askerleri gibi değil, bir anda bir yeri kaplayan Alman paraşütçüleri gibi değil, sırtlarına en yeni bir hümanizma yüklü Arap atları gibi karalara yürür. Deniz İstanbul’da sonsuza açılan kapıdır. Herkes koşar, derdini, sırrını ona söyler. İçini ona boşaltır. O, bütün hüzün biçimlerini alır ve “bilinmeyen”e iletir. Onda “Gaib”e söz söylenir. Bütün yitikler ondadır. O, bir telgraf gibi, sözleri alır ve istenilen yere, mümkünden sonrasına ulaştırır. Her İstanbullunun denizle ayrı bir konuşma, ayrı bir buluşma tarzı vardır. İstanbulluların gençleri ayrı yerde, yaşlıları ayrı yerde denize randevu verirler.

İstanbul, kurulduğu günden çağımıza kadar, hep bir medeniyetin, hatta batıya karşı doğunun sözcüsü, yuvarlak masası ve kürsüsü olmuştur. İstanbul’u çıkarınız; dünya tarihini yeniden yazmak gerekir. Tarih kalmazdı daha doğrusu. Dünya başka bir dünya, insan başka bir insan olurdu.

Her büyük şehir bir insan şeklinde düşünülürse, her hâlde en aydınlık yüzlüsü, en sevimlisi, en derini, en cazibi İstanbul olurdu.

Biz, İstanbul’u İstanbul olmaktan çıkarmak istedik. İstanbul’u mesajsızlandırdık. Onu, herhangi bir büyük şehir yapmak için elimizden ne gelirse yapıyoruz. İstanbul’u İstanbulsuzlaştırıyoruz.

Çeşmelerin suyu akmaz. Duvarlarındaki yazıları kimse okuyamaz. Öyle camileri vardır ki cami olarak kullanılmaz. Gittikçe İstanbul’la aramıza buzlu bir cam giriyor. Biz onu anlayamıyoruz, o bizi. Ve görüşemiyoruz.

Okuyucunun üzerinde en çok etki bırakan bölüm sonuçtur. Yazımızda son sözümüzü söyleyeceğimiz bu bölümü elden geldiğince etkili bir anlatımla yazmak, sözcükleri yerli yerinde kullanarak ana düşüncemizi ifade etmek gerekir.

Konunun Başlığı

Bir yazının, bir kitabın bölümlerinin başına konulan ve konuyu kısaca tanıtan ibaredir başlık (TDK, 2011a : 277). Kompozisyonun bölümlerinden biri olan başlık, yazıda düzeni sağlayan ögelerden biridir. Başlıktan başlayarak sonuç cümlesine kadar yazılanlar bir düzen ve bütünlük göstermelidir.

Adından da anlaşılacağı gibi başlık, yazının başında yer alır ama başarılı bir kompozisyon yazarı hiçbir zaman başlığı koyarak yazmaya başlamaz. Kompozisyon yazılıp, birkaç kez okunup gerekli düzeltmeler yapıldıktan sonra konu, ana düşünce ve varılan sonuç göz önünde bulundurularak yazının başlığı belirlenir. Konu ile başlık arasında bir bağlantı bulunmalıdır. Başlık, ana düşünce ile çelişmemelidir.

KİTAP: Özellikle kurgusal metinlerin yazım sürecine ilişkin ayrıntılı bilgi edinmek için Murat Gülsoy tarafından yazılan Büyübozumu: Yaratıcı Yazarlık adlı kitabı okuyabilirsiniz. (İstanbul: Can Yayanları, 2012)

Bir Cevap Yazın