Cumhuriyet’in ilk Yıllarında Düzenlemeler

Türk milletinin Mustafa Kemal Paşa önderliğinde gerçekleştirdiği Millî Mücadelenin ilk aşaması askerî sahada elde edilen başarılarla tamamlanmıştır. İtilaf Devletleri’nin Sevr paçavrasını Türk milletine zorla kabul ettirmek için destek oldukları Yunan kuvvetlerinin savaş sahasında kati olarak yenilmesiyle mücadelenin birinci kısmı başarıyla tamamlanmıştı. Elbette yaşanan büyük sıkıntılar, maddi ve manevi yapılan bunca fedakârlıktan sonra devletin ve milletin idaresine bir çekidüzen verilmesi gerekecekti. Türk milletinin bu aşamada ödemek zorunda kaldığı bedelin neticesini hakkıyla alması gerekecektir. Bu, yeni idare tarzı içinde yepyeni bir hâkimiyet anlayışı ile Türk milletini çağdaş medeniyetler seviyesine ulaştıracak bir sistem olmalıydı. Söz konusu hedefi gerçekleştirebilmenin ilk şartı ise köhnemiş siyasi ve idari yapıyla birlikte bu yapının dayandığı anlayışı değiştirmekti. Cumhuriyet’in ilk yıllarında bu yoldaki adımların askeri harekâtın hemen ardından başlatıldığını görmekteyiz.

Devlet Millet Birlikteliği İçin İlk Adımlar

Büyük Taarruz’un ardından düşman işgalinden kurtarılan ve kurtarılacak yerlerde de kurulacak siyasi idarenin hazırlıklarını yapan Mustafa Kemal Paşa, daha Yunan askerini takibin devam ettiği günlerde İzmir Valiliği için Konya Valisi Abdülhalik Bey’i görevlendirmelerini hükûmete önerdi. Böylece düşman işgalinden kurtarılan yerlerde herhangi bir idari boşluğa meydan vermemek kararındaydı. Bursa’nın düşman eline düşmesi üzerine Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlık kürsüsünün üzerine örtülen siyah örtüyü kaldırarak işe başlayan Türkiye Büyük Millet Meclisi de yıllardan beri devam eden fedakârlıklara işgalin sıkıntıları eklendiği için tahammül güçlerinin sonuna gelen insanlarına yardım için yine kendi insanına dayanmak mecburiyetinin bilincindeydi.

Ekonomik Düzenlemeler

6 Eylül 1922 tarihli bir bakanlar kurulu kararı düşmanın yakıp yıkarak terk ettiği yerlerdeki halkın mağduriyetini gidermek, sefaletine engel olmak için yine halkın yardıma çağrılmasını emrediyordu. Düşman işgalinden kurtarılan yerlerdeki durumu inceleyen hükûmet ise acil olarak yapılacakların hukuk, idare ve sağlık üçgeninde gerçekleştirilmesini istiyordu. Çözüm yollarının Adliye, Dahiliye ve Sıhhiye Bakanları’ndan oluşan bir kurul tarafından hükûmete önerilmesi ilk adım olarak kabul edilmiştir. Birkaç gün sonra “Afyon’dan itibaren yakılıp yıkılmış köylerdeki halkın yemeklik, tohumluk gibi temel ihtiyaçlarının yanı sıra diğer gereksinimlerinin karşılanması için sosyal yardım komisyonlarının kurulması kararı alınmıştır.

Senelerdir savaş meydanlarında canını, malını ve geleceğini ortaya koyan Türkiye halkının her şeyden önce üretmek ihtiyacı içinde olduğunu görüyoruz. Askerî başarıların kalıcı olabilmesini iktisadi sahadaki başarılara bağlayan Cumhuriyet hükûmeti, mevcut bütün imkânlarını üretimi artırmak için seferber etmek zorundaydı. Nitekim iş gücünü artırmak için ekim ve hasat zamanlarında ağır cezaya mahkûm olanların dışındaki bütün hükümlülerden yararlanma yoluna gidilmiştir.

Üretime ayrılacak gücü bir an evvel arttırmak mecburiyeti, hükûmeti askerlerden de yararlanmaya sevk etmiştir. Üretim ihtiyacına bağlı olarak, uygulama sonraki dönemde de devam ettirilmiştir. Barış zamanında askerlere bulundukları yerin ziraat kuruluşları tarafından yeni ziraat usullerinin uygulamalı olarak öğretilmesi kararlaştırılmıştır. Askerî birliğin olduğu yerde zirai müessese yoksa Millî Savunma Bakanlığının talebi üzerine İktisat Bakanlığı geçici olarak fen memurları ve ziraat aletlerini temin etmekle görevlendirilmiştir.

Nitekim 11 Ekim 1922 tarihinde Mudanya Mütarekesi’nin imzalanmasının hemen akabinde orduda en yaşlı askerlerden başlayarak 17 dönem askerin terhisi söz konusu olmuştur. 1881-1898 doğumlu erlerin terhisi Lozan konferansı günlerinde dahi sürdürülmüştür. Batı Cephesi’nin bu şekilde askerî gücünün zayıflatılması I. ve II. ordu komutanlarınca olumlu karşılanmamış olsa da hükûmet bu uygulamaya ısrarla devam etmiştir.

Komutanların, terhis edilen erlerin yerine yenilerinin alınması, veya dağınık birliklerin birleştirilerek yeni ordu teşkil edilmesi gibi tekliflerine mukabil, ordunun asker sayısını neredeyse yarı yarıya azaltan bu uygulamanın İtilaf Devletlerinden saklanamadığı, bunun görüşmelerdeki talepleri kısmen etkilediği de kabul edilmelidir.

İdari Düzenlemeler

Devlet idaresinde çalışan memurların durumları ayrı bir sıkıntı oluşturmakla beraber, Millî Mücadele’nin aleyhine tavır almamış; görev yerleri düşman işgaline uğrayanların da düşmanla işbirliği yapmamış olmak zemininde mağdur edilmemeleri esası doğrultusunda hareket edilerek sorun çözümlenmiştir. Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükûmetinin işgalden kurtarılan yerlerdeki devlet teşkilatını yeniden ve millî hâkimiyet prensibine sadık insanlardan oluşturma çabasında aşırıya kaçmamıştır. Hükûmet,yetişmiş insan konusunda herhangi şekilde bir israfın söz konusu edilemeyeceği günlerde bulunulduğunun bilincindedir.

Savaştan sonra ilk adımlardan biri Mondros Mütarekesi günlerinde İtilaf Devletlerinin baskıları sonucu idam edilen “şehid-i millî” Boğazlıyan eski kaymakamı Kemal Bey’in eşi ve çocuklarına vatana hizmet tertibinden yeter miktar maaş bağlanması olmuştu. Tehcir suçları iddialarından dolayı gözaltında olanların serbest bırakılarak öylece mahkemelerinin devamına karar verilmesi izlemiştir. Yeni devlet haksızlığa uğrayan bürokratlarına sahip çıkarak, itibarlarını iade etmekle işe başlamıştır.

Türkiye Büyük Millet Meclisi 1930’lu yıllar

Hükûmet daha Mayıs 1922’de yurt dışına gidecek vatandaşlara verilen pasaportlardaki iznin padişah adına olan şeklini Türkiye Büyük Millet Meclisi namına çevirerek ülke ve millet adına söz söyleme yetkisini fiilen kullandığını ortaya koymuştu. Bunu tapu senetlerinin üzerindeki padişah tuğrasının yerine Türkiye Büyük Millet Meclisi adının konması ve senetteki “sened-i hakanî” ibaresinin yerine “millî” sıfatının eklenmesi takip edecektir.

6 Ekim 1923 tarihinde çıkarılan bir kanunla Büyük Taarruz ve Başkomutan Meydan Savaşı’ndan önce millî orduya katılarak İstiklal Mücadelesi’ne dahil olan her dereceden askeriye mensubunun ordunun barış durumuna geçişinde maddi ve manevi mağdur edilmemesine yönelik tedbirler alınmıştır. Diğer taraftan Mondros Mütarekesi’nden 23 Ağustos 1923’e kadar geçen süre zarfında ülke savunmasına katkıda bulunmak için yapılan işlerin suç sayılmayacağı karara bağlanmıştır. Bu süreçte müdafaa amaçlı kurulmuş cemiyet ve heyetlerde kumandan ve yönetici olanlar ile bunların emirlerini yerine getirenlerin yaptıkları işler; ırza geçme ve vatana ihanetten hüküm giymiş olma hâli hariç suç sayılmayacaktır.

Devletlerarası ilişkilerde mütekabiliyet sisteminin esas olduğu bilinciyle Türkiye Büyük Millet Meclisi, savaş dolayısıyla ülkelerindeki Türk vatandaşlarına uyguladığı olağanüstü kanun ve tedbirleri kaldıran devletlerin Türkiye’de bulunan vatandaşlarına uyguladığı mukabil kanun ve tedbirleri kaldırmayı hükûmetin yetkisine bırakmıştır.

Askeri Düzenlemeler

Lozan Antlaşmasının imzalanmasından hemen sonra Türk Silahlı Kuvvetleri’nin barış durumuna dönüş hazırlık ve çalışmaları başlamıştır. Türkiye Büyük Millet Meclisi 1 Kasım 1923 tarihinde seferberliği kaldırmıştır. Mustafa Kemal Paşa, Meclis ikinci dönem çalışmalarına başlarken Genelkurmay Başkanı ve Batı Cephesi Komutanı Mareşal Fevzi Paşa’yı görevleri üzerinde kalmak kaydı ile karargâhıyla 27 Temmuz 1923’te Ankara’ya getirtmişti. Batı Cephesi karargâhı da cephe ile ilgili işlemlerini tamamladığı gerekçesiyle Genelkurmay Başkanlığının teklif ve Başkomutanlığın uygunu ile 1 Eylül 1923 tarihinden itibaren lağvedilmiştir. Ordunun savaş durumundan barış hâline geçirilmesi sürecinde 5 Ağustos 1923 tarihli Hazar Kuruluş ve Konuş Projesi uygulanmıştır. Türk Kara Kuvvetleri, üç ordu müfettişliği, dokuz kolordu, on sekiz piyade tümeni, üç süvari tümeniyle İzmir, Çatalca, Erzurum ve Kars Müstahkem Mevkilerinden oluşturulmuştur. Birinci Ordu Karargâhı Ankara, İkinci Ordu Karargâhı Konya, Üçüncü Ordu Karargâhı Diyarbakır olarak belirlenmiştir.

Bir Cevap Yazın